Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Yaz Aşkı

bisikletO yaz bir film afişine aşık olmuştum.

Okullar açılana kadar dayımlarda misafirdim. Yengemle dayım tombik, sevimli insanlardı, bana karışmıyorlardı. Temiz pak bir odam vardı, yatağım her gün toplanıyordu, acıktığımda yemek bulabiliyordum, ödevlerimi kimse sormuyordu. Keyfim yerindeydi yani.

Kahvaltının ardından denize gidiyor, öğleden sonraları anahtarcı dükkânında dayıma yardım ediyordum. Plajın yanında derme çatma masa ve sandalyelerden ibaret bir kafe vardı, akşamları oraya takılıyordum. Öteki gençler de orada oluyordu. Adını unuttum ama Elvis’e benzemeye çalışan bir çocuk gitarıyla geliyor, her gece “Lav-mi-tendır”ı çalıyordu. Sözlerini de söylüyordu ama galiba çoğunu uyduruyordu. Kızıl saçları dalga dalga omuzlarına inen bisikletli kızı da hemen her gece görüyordum orada. Adı Jale’ymiş, çilleri doğuştanmış. Kedileri çok severmiş, veterinerliğe kaydını yaptırmış. Bisikletini babası lise bitirme hediyesi olarak almış. Şarkıların arasında el kol hareketleri yaparak, hep bir ağızdan konuşuyorduk.

Sonra hava kararıyor, o gece açık hava sinemasına kimlerin gideceği belli oluyordu. Her filmi ilk gecesinde seyretme alışkanlığı edinmiştim. Yalnızsam en ön sıraya oturuyordum. İnsanların arasında olduğum halde kimsenin bana bakmaması hoşuma gidiyordu. Ara verildiğinde içtiğim gazozlar Olimpos’taki tanrıların nektarı kadar lezzetliydi. Artistlerin canım cicimleri ya da ağlak lâfları beni baydığında gökyüzünü, yıldızları seyrediyordum.

Girişte, bilet gişesinin yanında, o gece oynayan filmin afişi olurdu, cam kapağı kilitli bir çerçevenin içinde. Bilet aldıktan sonra hemen içeri girmez, afişteki bütün isimleri, sözcükleri tek tek okurdum. O sırada kendimi ayinden önce dua kitabını gözden geçiren bir din adamı gibi hissederdim.

O filmi beğenmiştim, kızın çapkınca gülümsemesi, erkeklere diklenmesi, yediği tokada rağmen taviz vermemesi hoşuma gitmişti. Hele şarkı söylerken bir yandan eldivenini çıkardığı sahne… Ama asıl filmin afişine vurulmuştum, ne yapıp edip ona sahip olmalıydım. Sinemacıdan isteyeyim diye düşündüm ama vermeyebilirdi. Sonra da afiş kaybolduğunda beni sorumlu tutacaktı. Bu yüzden başka bir plan yaptım.

Filmin son gecesi dayımın dükkânından gizlice bir maymuncuk aldım, makinist dahil herkesin dikkatle perdeyi izlediği bir sırada çerçeveyi açıp afişi söktüm. Ertesi sabah maymuncuk çekmecesine geri dönmüş, afiş ise yatağımın baş ucuna asılmıştı. Dayım duvarımdaki sürprizi görünce, “Ahhhh!” dedi, “Yengen duymasın ama kızıllar müthiştir.”

Sabahları arkadaşlarla deniz kenarında buluşuyorduk. Gitarcı oğlan, mayosunun üstüne sarkan göbeğini hoplatarak, ağzını yaya yaya konuşuyordu. Jale de genellikle iki üç kız arkadaşıyla geliyordu. Kızlar mayolarıyla kuma, yanımıza oturuyorlar ama daha çok kendi aralarında kikirdiyorlardı.

Günler geçti, yaz uçtu gitti. Okulların açılma zamanı geldi. Son akşam herkesle vedalaştım, kafenin sahibi Niyazi abiyle, gitarcı oğlanla, öteki çocuklarla, Jale’yle, öbür kızlarla. Sabah sekiz otobüsüne bineceğim için vakitlice yattım.

Saat kaçtı bilmiyorum, bir tıkırtıyla gözlerimi açtım. Dolunayın pencereden giren ışığı odadaki her şeyi gümüş rengine boyamıştı. Kapım yavaşça aralandı, önce dalgalı saçlar, sonra tanıdık çilli yüz göründü. Yatağımda doğruldum. Sesim çıkmıyordu. Jale bana doğru yürüdü. Denizden çıktıktan sonra mayosunun üstüne giydiği çiçekli giysi vardı üzerinde. Yanıma geldi, eğildi, dudaklarını alnıma dokundurdu. Tepemdeki afişe gülerek baktı, afişteki kızın yüzünü eliyle kapattı, “Bana benziyor ama ben daha güzelim,” dedi. Yüzüme, boynuma, kollarıma düşen saçları nergis kokuyordu. Elbisesinin içinde bir şey olmadığını hissettim. Ne geceydi ama…

Sabah erkenden eşyalarımı topladım, çantam hazırdı. En son, duvardaki afişi söktüm, buruşturup mutfaktaki çöp kutusuna attım. Yengeme, dayıma hoşça kalın dedim, gelecek yaz için yerimin şimdiden hazır olduğunu söylediler.

Bizim evde her şey yerli yerindeydi, annem, babam, odam. Kız kardeşim Şermin’in okulu bir hafta önce başlamıştı. Bizim lisenin açıldığı gün iki kardeş birlikte çıktık okul yoluna. Evden yeterince uzaklaştığımızda Şermin, perde aralığından görünen meraklı komşu bakışıyla sordu: “Bu yaz aşık oldun mu abi?”

“Evet ama bitti, son gün çöpe attım onu.”

Kardeşim gülümsedi; “Normaldir. Adı üstünde, yaz aşkı.”

Caner Fidaner

Reklamlar

25/12/2015 - Posted by | Çok kısa öyküler |

4 Yorum »

  1. Hikayelerinizi okurken bitmesin istiyorum.

    Yorum tarafından Nedret zoral | 27/12/2015 | Cevapla

  2. Sevgili Caner, güzeldi.

    Yorum tarafından Güneş | 27/12/2015 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: