Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Rüya Tabiri

T.

Komşum Hüseyin, her zaman alışveriş yaptığı sahaftan 1958’de basılmış bir Arsen Lüpen macerası almıştı. Okuduktan sonra kitabı bana da verdi. Hikâye heyecanlıydı ama asıl ilgimi çeken kitabın arasında bulduğum katlanmış sayfa oldu. Bir dergiden koparılmış gibi duran sayfanın iki yüzünde “Rüya Tabiri” başlıklı, aşağıdaki yazı vardı.

Küçük toplantı salonuna girdiğimde irkildim, bu kadar dinleyici beklemiyordum doğrusu. Ön sıraya ceketli, kravatlı kalantorlar yerleşmişti, tam ortalarında da o keçi sakallı, orta yaşlı ukala tip oturuyordu, yarı açık gözleriyle. İkinci sırada renkli blûzlu kadınlar ve ekose süveterli erkekler vardı. Keçi sakallının hemen arkasındaki beyaz giysili, parlak suratlı genç adamı saymazsak hiçbirisi ne söyleyeceğimi merak etmiyordu sanki; bir kısmı elinde dergi, kitap ne varsa onu karıştırıyor, geri kalanlar da dalgın dalgın bir şeyler düşünüyordu. En arkadaki sekiz on delikanlıyla birkaç genç kız ise mecburen oradaymış gibiydiler.

Salona birlikte geldiğimiz arkadaş beni konuşma kürsüsü yerine kullanılan küçük masaya götürdü. Oturur oturmaz herkesi soldan sağa şöyle bir süzdüm, ardından ortaya sordum: “Dinleme cihazı yok değil mi? Fotoğraf da istemiyorum.” Keçi sakallı önce arka sıraya, kıkırdayanlara ters bir bakış attı, sonra bana cevap verdi: “Bunu daha önce konuşmuştuk Bircan Bey, sizin talebiniz veya müsaadeniz olmadan burada kayıt yapılmaz. Hepimiz bunu biliyoruz. Siz buyrun.” Eh madem öyle diyorlar, zaman kaybetmeyeyim diye düşündüm ve aldım sazı elime.

Bugün size rüyalardan bahsedeceğim. Biliyorsunuz rüyalar şuuraltının spot ışığıdır; her biri, kim bilir nelerle dolu mahzenin bir başka köşesini bir an için aydınlatır. O kısacık sürede ne çok şey görebileceğiniz sizin kabiliyetinize kalmıştır. Mesela Freud bilhassa kendi rüyalarını tahlil ederek neler neler bulmuş. Ben de şimdi size dün gece gördüğüm rüyayı anlatacağım.

Efendim, gece vakti, çok çok uzun ağaçların arasında yürüyorum. Ay ışığı sayesinde etrafımı görebiliyorum. Havada nem kokusu var. Sağdan soldan kuşların, vahşi hayvanların sesleri geliyor. Ürperiyorum, biraz hızlanıyorum. Birden orman bitiyor, bir açıklığa geliyorum. Fakat o ne? Önüm bataklıkmış. Duruyorum, etrafımı araştırıp kendime düzgün bir yol aranıyorum. O sırada ileride, bataklığın ortasında bir kulübe görüyorum, ısınabilmek için oraya gitmem gerekiyormuş. Sağ ayağımla bataklığın yumuşaklığını kontrol ediyorum. Hayret, ayağım batmıyor. Bataklığın üzerinde rahat rahat yürümeye başlıyorum. Ben yaklaştıkça kulübe büyüyor, motel oluyor. Giriş kapısında ışıklı bir yazı var, “Zion Vesikaları” diye. Pencereden içeriye bakıyorum, yuvarlak bir masanın etrafına dizilmiş adamlar görüyorum, her biri birer heykel gibi kımıldamadan ayakta duruyor. Motelin kapısından giriyorum. İçerisi bambaşka bir yer oluyor, etraf bu toplantı salonuna benziyor. İçeridekiler beni fark eder etmez susup hep birlikte bana bakıyorlar. O anda anlıyorum ki bu insanlar aslında beni öldürmek için bir araya gelmişler, beni zehirlemek için bir komplo peşindeymişler.

En arkadaki arkadaşlar, niye gülüşüyorsunuz? Yalan mı söylüyorum ben? Uyduruyor muyum? Neyse, devam ediyorum rüyama. Salondaki herkesi tek tek gözden geçirip elebaşılarını arıyorum. Ön sırada yaşlı bir adam var, yemeğime zehirli bir kimyasal madde karıştırarak öldürmelerini telkin edermiş hep, az önce de zehiri ilaç tableti şeklinde vermelerini söylemiş. Gerçi dün Arsen Lüpen’in bir macerasını okumuştum, bu acayip öldürme biçimi oradan sızmış olabilir rüyama. Biliyorsunuz gündüz aklımıza gelenler ezilir büzülür, rüyalarımızın içine süzülür. Olsun, neyin süzüldüğünü bildikten sonra mesele yok.

Ben planlarını deşifre ettim diye rüyamdaki herkes bana surat yapıyor, hatta bazıları arkasını dönüyor. Sonra hepsi birden küçülmeye başlıyor. Böyle bir masal vardı, diye düşünürken uyanıyorum.

Sustum. Alkış filan olmadı. Ön sıradaki keçi sakallı: Bu rüya size ne hissettirdi?

Güvensizlik ve endişe, diye kestirme bir cevap verdim. Ardından ekledim: Böyle bir rüya görseydiniz, siz başka türlü mü hissederdiniz?

Salonun sağ tarafından sallantılı küpeli, uzun boyunlu sarışın bir kadın (Modigliani tablosu mübarek): Gününüz nasıl geçiyor?

Ben cevap niyetine sade suya tirit lâfları sıralarken ön sıradaki keçi sakallı, üzerine bir şeyler karaladığı bloknot sayfasını arkasındaki beyazlıya veriyor. Var bunda bir iş. Beyazlı kağıdı okuyup buruşturuyor. Talimatı aldı, belli. Buruşuk kağıdı göz hapsine alıyorum. Evet, tahmin ettiğim gibi hedef, kapının yanındaki çöp kutusu oluyor. İşte toplantı bitti. Beni getiren arkadaş, giderken de yanımda olacak. Herkes kalkıyor, küçük bir karmaşa oluyor. Salondan çıkmadan çöp kutusuna bir şey atacakmışım gibi eğilip buruşuk kağıdı alıyorum.

Odama kadar zor sabrediyorum. Yalnız kalınca sayfayı düzleştirip üzerindeki yazıyı okuyorum: “Paranoid hezeyanlar artmış, akşam ilâcının dozunu arttıralım.”

Ya, işte böyle. İlâç. Yani ilâç kılığında zehir. Bir kere daha ortaya çıktı, ne kadar haklı olduğum. Her zaman söylediğim gibi; rüyanızı okuyun efendiler, o size hakikati söylüyor.

Yazı burada bitiyordu. Sayfanın altındaki boşlukta elle yazılmış bir satır vardı, şöyle: “Makriköy Toptaşı Bîmarhanesi’nin ilmî mecmuasında neşredilmiştir.” Ancak söz konusu mecmuanın ne yılı, ne cildi, ne sayısı, hiçbir şeyi belli değildi. Bu yüzden bu yayın bilgisini teyit edemedim. Ayrıca bu yazı bir makalenin veya vak’a sunumunun bir parçası mıdır, yoksa burada anlatılan tamamen hayali bir olay mıdır, anlayamadım. Neticede, yazılanları öykü niyetine okudum ve aktardım.

En keyiflisi de bu zaten.

.

Caner Fidaner

.


Meraklısına not: Bu öykü Ankara Tabip Odası’nın 2016 yılı öykü yarışmasında ikinci olmuştur.

Reklamlar

01/03/2016 - Posted by | Çok kısa öyküler | , ,

4 Yorum »

  1. Her zamanki gibi “kalemine sağlık” Arkadaşım…

    Yorum tarafından Funda Turper | 01/03/2016 | Cevapla

  2. Tebrikler Caner kardeşim

    Yorum tarafından Nezih Oktar | 03/03/2016 | Cevapla

    • Sağ olasın Nezihçim, teşekkür ediyorum. 🙂

      Yorum tarafından canerfidaner | 03/03/2016 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: