Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Kaplanın Büyüsü

kaplanSağımda solumda ağaçlar. Kuş seslerine yaprak hışırtıları eşlik ediyor. Yukarı bakıyorum, yalnızca dallar ve yapraklar var. Gökyüzünü göremesem de güneşin sıcaklığı bana ulaşıyor. Şapkamın geniş kenarları beni korumaya yetmiyor. Saçlarım terden sırılsıklam olmuş. Gömleğim de. Yürüdükçe elimdeki tüfek ağırlaşıyor. Tetikteki parmağım da ıslanmış. Doğru iz üzerinde olduğumu umarak yavaş yavaş ilerliyorum. Kaplan yakınlardaysa titreşimlerini duyabileceğimi düşünüyorum. Yoksa yerlilerin dediği gibi büyücü mü bu kaplan, hiç ses çıkarmadan, dalları kıpırdatmadan yol almayı biliyor mu? Benim, eşini öldüren avcı olduğumu anlamış olabilir mi?

Az ötede, dalların arasında fark ettiğim gözlere ateş ediyorum. Karavana mı? Hayır. Ama kaplan kaçacağına üstüme geliyor, gözlerini bana dikiyor. Hareket edemiyorum. Omuzundan yaralı. Pençesini kaldırıyor, o da beni omuzumdan yaralıyor. Sonra arkasını dönüp yürüyor. Yok, olmaz, bu iş böyle bitmez. Düşüyorum peşine. Tüfeğimi bırakmadan, yaralı omuzumu tutarak arkasından seğirtiyorum. Aksaya aksaya izliyorum büyücü kaplanı. Orman bitiyor, o önde ben arkada bir mağaraya giriyoruz. Kaplan yerde kan izleri bırakarak derinlere kaçıyor. Ben de peşinden gidiyorum. O geçit, bu geçit derken yolumu kaybediyorum bu koca mağarada. Yorulmuşum zaten, bir köşede sızıp kalıyorum.

Uyandığımda bakıyorum, omuzumdaki yara kaybolmuş. Seviniyorum. Çıkış yolunu bulurum elbet, diyorum kendi kendime. Fakat hayır, öyle karışık ki mağaranın içi, dönüp dolaşmaya başlıyorum daracık galerilerde. Bir genişliğe geldiğimde karşıma birkaç gün önce vurduğum ayı çıkıyor, ben bir hamle yapamadan bacağımı ısırıp ortadan kayboluyor. Topallayarak geçitlerde dolanmaya devam ediyorum, uykum gelene kadar.

Gözlerimi açtığımda bacağımın tertemiz olduğunu görüyorum. Bir umut, çıkışı aramaya devam ediyorum. Biraz sonra geçen ay avladığım geyik buluyor beni, boynuzuyla göğsümde yaralar açıyor ve yok oluyor. Nefesim zorlaşsa da ışık sızan yere doğru gitmeye çalışıyorum. Oraya erişemeden uyuyup kalıyorum.

Bir zaman sonra sıçrayarak doğruluyorum, göğsümün düzelmiş olduğunu fark ediyorum, hiç yaralanmamış gibiyim. Yine mağaranın içinde geziniyorum, geyikten önceki avım dağ keçisi gelip kolumu boynuzlayana kadar.

Bu nasıl bir mağara? Her uykudan sapasağlam uyanıyorum fakat bir süre sonra avladığım hayvanlardan biri gelip yaralıyor beni.

Her seferinde düzeliyorsam da biraz daha kan kaybetmiş oluyorum.

Halsizliğim artıyor. Görmem, işitmem zayıflıyor.

Zihnim bulanıyor. Yine de.

Ölemiyorum.

.

Caner Fidaner

Reklamlar

19/06/2016 - Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler |

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: