Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Obama’nın adındaki “bereket”

obamaHayır, Barack Hussein Obama yandaşı ya da karşıtı, siyasi içerikli bir yazı değil bu. Yukarıdaki başlık, Barack adının bereket sözcüğü ile akraba olduğunu ifade ediyor sadece.

ABD’de koltuğa en genç oturan Başkanlar arasında beşinci sırada olan Obama, başkan olduğunda 47 yaşındaydı. Fakat geçmişine bakıyorsunuz, annesi ile babası farklı kültürlerden, kendisi de dünyanın değişik yerlerinde yaşamış: Hawaii, Endonezya, Los Angeles… Obama yalnızca Afrika kökenli Amerikalıların değil, küreselleşen dünyadaki kıtalararası nüfus hareketlerinin de temsilcisi adeta. Okumaya devam et

Reklamlar

09/11/2016 Posted by | Deneme, Dil Meselleri | , , , | 5 Yorum

Kelebeğin Rüyası, Zuang Zi ve Borges

 

Kelebeğin Rüyası (Sanatçısı ve yapıldığı tarih belli değil)

Kelebeğin Rüyası (Sanatçısı ve yapıldığı tarih belli değil)

Yılmaz Erdoğan’ın filmi sayesinde (Kelebeğin Rüyası, 2013) gündelik hayatımıza giren o ünlü mesel ile ilk kez Borges’in bir kitabında, Olağanüstü Masallar’da karşılaşmıştım (Jorge Luis Borges – Adolfo Bioy Suarez, Olağanüstü Masallar, çeviren: Ergün Akça, Mitos Yayınları, 1993). O kitaptaki metin Anthony Kerrigan’ın düzenleyip çevirdiği İngilizce sürümden (Herder & Herder, 1971) Türkçeye aktarılmıştı. Kitabın yirmi sekizinci sayfasında yer alan parça şöyleydi:

Okumaya devam et

07/04/2013 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Empatinin Çincesi

Hava kararmaya başlamıştı. Sekreterimi çoktan evine göndermiş, ofisimde oturuyordum. Ofis dediğim yer orta boy bir oda ile arka taraftaki küçük tuvaletten ibaretti. İçeri girildiğinde ilk dikkati çeken sağa sola dağılmış, içinden kağıtlar fışkıran dosyalar oluyordu. Ama mekanı asıl ıssızlıktan kurtaran, evden getirilmiş iki masa ile birkaç sandalyeydi. Bu sandalyelerden birine oturmuş, üç gün öncesinin gazetesini elimde, okur gibi tutuyordum. Gazete katlanıp açılmaktan buruşuk bir kağıt tomarına dönüşmüştü. Önümde, emrime amade bekleyen bilgisayarım da bir süredir kullanılmadığı için ekranını karartmıştı. Okumaya devam et

28/07/2011 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , , , , , , , , , , | 13 Yorum

Yusuf’un Güzelliği

Bir demet hüsnüyusuf

Sen baharın geldiğini nasıl anlarsın sevgili okur? Benim için baharın geldiğinin kanıtı, çiçekçilerde boy gösteren hüsnüyusuflardır, hatta her bahar ilk gördüğüm yerde bir demet hüsnüyusuf almak gibi bir de alışkanlığım vardır.

Yalnızca rengârenk görünüşü değil, adı da çok hoştur bu çiçeğin: Hüsnüyusuf ya da “Yusuf’un güzelliği”, yani Yusuf Peygamber’in güzelliği, hani Yakup Peygamber’in on iki oğlundan biri olan, babalarının en çok onu sevmesini kıskandıkları için kardeşlerinin kuyuya attığı Yusuf’un. Okumaya devam et

27/05/2011 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , , , | 2 Yorum

Sahilden Gelen Jumbo

Jumbo ile bakıcısı Matthew Scott (1875 civarı)

Gündelik hayatta jumbo sözcüğüyle ne kadar çok karşılaştığımızın farkında mısınız? Balıkçılarda karideslerin en irileri özel bir tezgaha konuyor, üzerlerine “jumbo” etiketi iliştiriliyor, örneğin. Yetmişli yılların en büyük yolcu uçağı olan Boing 747‘lere de Jumbo Jet denirdi, hâlâ da öyle deniyor. Hatta “Büyük boy”dan daha büyük çöp torbalarına bile “jumbo boy” deniyor.

 

Uçan Fil Dumbo

Anlaşılan, cüssesi benzerlerinden daha büyük nesnelerin böyle bir sıfatı haketmiş olduğunu düşünüyoruz. Okumaya devam et

06/01/2011 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , , | 4 Yorum

Havanalı Carmen

Carmen – Rosi, 1984

Arya sevmeyen bir arkadaşınız varsa, ona George Bizet‘nin Carmen operasından ‘habanera’ adıyla bilinen aryayı bir dinletin, arkadaşınız büyük olasılıkla fikir değiştirecektir. “Aşk asi bir kuştur, onu kimse evcilleştiremez!” sözleriyle başlayan şarkıdan söz ediyorum, hani Carmen bu şarkının sonunda, kendisini izleyen asker Don Jose‘ye bir çiçek verir, o anda Carmen’e âşık olan Don Jose’nin çöküşü de böylelikle başlamış olur.

Bu şarkı Don Jose’ye pek uğurlu gelmemiş ama Bizet‘ye büyük ün kazandırmış. “Habanera nedir?” derseniz, sözlük anlamı “Havanalı kız” olmakla birlikte, burada “Küba çıkışlı bir tür dans” anlamına geliyor.

Bu parçanın öyküsü bana ilginç geldi, dinlemek isterseniz anlatayım. Okumaya devam et

05/11/2010 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Tombaladan Sonra Tumba Yatak

Eski "kartelâ"lar artık "kart" oldu

Ben çocukken televizyon yoktu, henüz “Homini gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak” şarkısı da bestelenmemişti. O dönemin yılbaşı gecelerini tombala ile birlikte hatırlarım. Yemekten sonra salonda toplanırdık. Babam ellerimize kartelâlar tutuşturur, hepimize küçük kağıt parçaları verirdi, çıkan numaraları kapatalım diye. Sonra yıl boyu o gece için saklanmış torbayı eline alır, içindeki düğmeye benzer 90 numarayı iyice karıştırıp birer birer çeker, çıkan numaraları yüksek sesle okurdu. Kartelânızda o numara varsa hemen üzerini kapatmanız gerekirdi. Kartelâsındaki sıralardan birini ilk tamamlayan bağırırdı: “Birinci çinko!Öteki oyuncular “Tüh, kaçırdık” derlerdi, ardından oyuna dönerdik ve çinkonun ikincisini ya da “tombala”yı kaçırmamaya çalışırdık.

Bir gün annemin mutfaktaki bazı kaplara da çinko dediğini farkettim. Tombaladaki çinko ile bu kapların ilişkisini kuramadığımdan bu sözcüğün kökeni benim için uzun süre bir sır oldu.

Sonra bir gün çinko sözcüğünün İtalyanca’da “beş” anlamına geldiğini farkettim, tombalada bir sıradaki beş rakam tamamlanınca “Çinko yaptım” derken, aslında “Beşli yaptım” diyorduk demek ki! Okumaya devam et

31/10/2010 Posted by | Dil Meselleri | , , , | 4 Yorum

Leb Demeden Lebiderya

 

Nasrettin Hoca heykeli (Lebihavz, Buhara - Özbekistan)

 

Leb sözcüğünün sırrını, Buhara’nın sıcak günlerinden birinde dükkanlara yakın, adına lebihavz (ya da leb-i havuz) denen ve hemen yakınında bir Nasrettin Hoca heykeli olan yeri gördüğümde çözmeye başladım. Bizim Nasrettin Hoca’nın Orta Asya’daki isminin Efendi Nasrettin olmasını, bu şakacı karakterin kuzey Afrika’dan Arabistan’a, İran’dan Tacikistan’a kadar çok geniş bir coğrafyada fıkraları ve filozof kimliğiyle yaşamakta olduğunu söyleyip geçelim, farklı ülkelerdeki Nasreddin Hoca’ların neden değişik özellikler taşıdığını tartışmayı başka bir yazıya bırakalım, şimdilik Buhara’ya dönelim. Okumaya devam et

10/10/2010 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Türban’dan Lâle’ye

Jan Vermeer, İnci Küpeli Kız, 1665

Türbanın lâle ile, daha doğrusu lâlenin Batı dillerindeki adı olan “tulip” ile akraba olacağı hiç insanın aklına gelir mi?

Sözcüklerin canlı olduğunu söyleyenler vardır, derler ki her sözcük tarihin içinde bir yerlerde doğar, gelişir, sonra da ölür. Aslında kimi sözcüklerin başına gelenler biyolojik canlıların yaşamlarından bile daha karmaşık görünüyor: Yeni ortaya çıkan bir kavrama karşı gelen bir sözcük doğar, büyür, sonra bazen biçim değiştirir, anlamını yitirir ya da farklı anlamlar üstlenir. 1980’li yıllarda Batı dillerinden anayurdu olan Türkiye’ye geri dönmüş ama bu arada yeni ve özgün bir anlam da kazanmış olan “türban” sözcüğünün de karmaşık ve ilginç bir tarihçesi var. Anayasa değişikliğinin ardından “başörtüsü” sözcüğünün yeniden canlanacağı, “türban” sözcüğünün ise geri plana düşeceği anlaşılıyor, bu nedenle türban sözcüğünün unutulmuş tarihine şöyle bir göz atmak ilginç olacak. Okumaya devam et

04/10/2010 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , | 14 Yorum

Cüzdanın içinde ne var?

İğnedenlik - İğnelik

Annemin terziliği de vardı. Ben çocukken diktiği giyeceklerin provasını yaparken onu dikkatle izlerdim: Sol kolunun omuza yakın kısmına, üzerinde minik bir yastık bulunan bilezik benzeri bir nesne takar, iğnelerini onun üzerine iliştirir, provada da o iğneleri kullanırdı. Koluna taktığı o nesneye annem “iğnedenlik” derdi. Sonra baktım, bazıları aynı gerece “iğnelik” de diyor. Okumaya devam et

21/09/2010 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , , | Yorum bırakın