Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Chloé’nin Mektubu

mübadele

Muhterem beyefendi veya hanımefendi,

Sizi tanımıyorsam da bahçeye bakan pencerenin pervazı ile duvar arasında kalan ince yarığa bırakacağım bu mektubu bulup okuyacak kişi olduğunuzu farz ediyorum. Sizden ricam Flavyo’ya sahip çıkmanızdır.

Böyle bir mektup yazma cesaretimi edebiyat öğretmenimize borçluyum, çünkü o bize bu sene mektup yazmayı öğretti, tanımadığımız kişilere nasıl hitap edeceğimizi bile bir bir yazdırdı. Fakat ifadeyi hatırlamak için defterime bakmam gerekmedi, çünkü ezberim iyidir; okuldaki kızlar arasında okumaya ve yazmaya en meraklı olan da benim. Aslında “bendim” demem daha doğru olacak, çünkü bütün mahalleli gibi bizim de buradan ayrılmamız icabediyor. Annemin dediğine göre bu memleketten kovulmuşuz, bereket gidebileceğimiz başka bir memleket varmış ve ben tahsilime orada devam edebilecekmişim. Babam bir süre sonra buraya döneceğimizi söylüyor, ama bunu söylerken yüzüme bakamıyor. Annem telaşlı, hem bizim aileyi, hem de komşuları vapura götürecek faytonlar ile eşyalarımızı taşıyacak at arabaları az sonra gelecekmiş. Okumaya devam et

Reklamlar

02/09/2017 Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | , , , | 2 Yorum

Pontius Pilatus Nasıl Öldürüldü?

pilatus-gunahkar-elini-yikiyor-duccio-c-1310

Pilatus günahkar elini yıkıyor (Duccio, c.1310)

Birkaç yıl önce teyze oğlum Tarık bana “Yeruşalem’in insan yiyen köpekleri” başlıklı bir yazı göstermişti. Bütün Dünya dergisinin 2001 yılında basılmış, “Tarihin sırları” adlı özel sayısından çekilmiş fotokopiler vardı elinde. Yazıda anlatılan hikâye ilginçti gerçekten.

Alman arkeolog Hans Şindler, Yeruşalem’in batısından güneyine doğru uzanan Ge-Hennom vadisinde 1970’li yıllarda yaptığı kapsamlı yüzey araştırmalarında çok sayıda köpek iskeletine rastlamış. 1976’da aniden hastalanıp ölen Şindler’in topladığı ve katalogladığı yüzlerce kemik uzun süre bir depoda, kilit altında beklemiş.

Hans Şindler’in oğlu Vilhem 1986’da arkeolog olmuş. Meslekteki ilk faaliyeti, babasının ölüm döşeğinde kendisine teslim ettiği anahtarla açtığı depodaki iskeletleri incelemek olmuş. Bu konudaki ilk makalesini 1996’da Young Archeologist dergisinde yayımlamış. Bu çalışma meslek çevrelerinde yoğun bir ilgiyle karşılanmış, çünkü oğul Şindler köpek çene kemiklerinin pek çoğunda garip lekeler tespit etmiş. Laboratuvarlarda incelettiği bu materyal insanlara ait kan hücreleri ve doku parçaları ihtiva ediyormuş. Üstelik, köpek iskeletlerinin arasında insan kemikleri de bulunmuş. “Karbon 14” (C-14) testi, buluntuları İsa’nın çarmıha gerilmesinden hemen sonrasına tarihlemiş. Fakat o döneme ilişkin belgelerde de, yazıtlarda da vahşi köpeklerin saldırısına ilişkin bir bilgi yokmuş. Okumaya devam et

19/12/2016 Posted by | Öyküler, Uncategorized | , , , , | 9 Yorum

Hürmüz’ün Derdi

letter Sevgili ablam, canım ablam,

Şöminenin başındaki o rahat koltuğuna otur, ayaklarını pufa uzat, derin bir nefes al ve mektubumu okumaya başla. Önemli bir karar vermem gerekiyor ama kafam karışık. Çaresiz kaldığımda hep yaptığım gibi sana akıl danışmak istiyorum.

Birkaç ay öncesiydi. Akşamüstü olmuş, garsonluk yaptığım pastanenin, özür dilerim, patiserinin hemen hemen bütün masaları dolmuştu. Dik yürüyen, saçları dikkatle taranmış, pahalı montunun fermuarı boğazına kadar çekilmiş bir bey, çevresine “Ben buradayım” bakışları atarak en dipteki tek kişilik masaya oturdu. Hemen ardından bana seslendi: “Hamfendi, çay rica etsem?” Okumaya devam et

02/10/2016 Posted by | Öyküler, Uncategorized | | 1 Yorum

Kaplanın Büyüsü

kaplanSağımda solumda ağaçlar. Kuş seslerine yaprak hışırtıları eşlik ediyor. Yukarı bakıyorum, yalnızca dallar ve yapraklar var. Gökyüzünü göremesem de güneşin sıcaklığı bana ulaşıyor. Şapkamın geniş kenarları beni korumaya yetmiyor. Saçlarım terden sırılsıklam olmuş. Gömleğim de. Yürüdükçe elimdeki tüfek ağırlaşıyor. Tetikteki parmağım da ıslanmış. Doğru iz üzerinde olduğumu umarak yavaş yavaş ilerliyorum. Kaplan yakınlardaysa titreşimlerini duyabileceğimi düşünüyorum. Yoksa yerlilerin dediği gibi büyücü mü bu kaplan, hiç ses çıkarmadan, dalları kıpırdatmadan yol almayı biliyor mu? Benim, eşini öldüren avcı olduğumu anlamış olabilir mi? Okumaya devam et

19/06/2016 Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | | Yorum bırakın

Adı Olmayan Otel

AdiOlmayanOtel

Küçük otelin kapısından beyaz elbiseleri ve savrulan sarı saçlarıyla girişlerini unutmamız mümkün değil. Açılan kapıdan arkadaki badem ağaçlarının bahara kesmiş dalları görünmüştü önce. Sonra üç genç kadın telâşla eşikten geçtiler ve resepsiyonda duran, gözlerini hayranlıkla kendilerine dikmiş üç erkek kardeşle göz göze geldiler. Ortadaki bendim. Okumaya devam et

16/06/2016 Posted by | Öyküler | , , , , , , | 2 Yorum

Lorem ipsum’dan mısınız?

lorem ipsum Nakliyeci Muhterem Kısakol bir gün ortadan kayboldu. Cüneyt Bey iki gün boyunca telefonunu açmayan babasının evine geldi, üç katın merdivenlerini nefes nefese çıktı ve yedek anahtarıyla kapıyı açtı. İçeride evlerden ırak bir manzarayla karşılaşmadığı için sevinir gibi oldu. Önce bir iki komşuyla konuştu ama babasının nerede olabileceği hakkında onların bir fikri olmadığını anladı; öğrenebildiği tek şey, daima binanın önünde duran kamyonetin de ortadan kaybolduğu oldu. Okumaya devam et

15/05/2016 Posted by | Öyküler | , | Yorum bırakın

Süpermarkette ağlayan adam

trollerMakarna raflarının arasından geçti, sağa döndü. Sürdüğü market arabası boş sayılırdı; ekmek, balık konservesi, hazır çorba, büyük bir paket bisküvi. Adam solda şampuanların, sağda kozmetiklerin bulunduğu aralığa girecek gibiydi. Ama durdu ve ağlamaya başladı.

Yerel televizyonun akşam haberlerinde bir kasiyer kız olayın devamını şöyle anlattı:

Güvenlik elemanımız Cüneyt abi hemen mağaza müdürümüz Yasemin hanım’a bilgi verdi, ikisi birden ağlayan beyefendinin yanına gittiler ve ‘İyi misiniz?’ dediler. Neden ağladığını anlayamadık ama beyefendinin acısını paylaştık. Müdürümüz ödeme sorunu varsa kendi yetkisini kullanıp taksit yaptırabileceğini söyledi. Ödeme sorunu yokmuş. Cüneyt abi beyefendinin satın aldığı ürünleri bizzat taşıdı. Hatta mağazanın aracıyla beyefendiyi evine bıraktı. İsmi mi? Bilmem, hatırlamıyorum. Galiba sormadık.” Okumaya devam et

09/05/2016 Posted by | Çok kısa öyküler, Öyküler | | 2 Yorum

Rüya Tabiri

T.

Komşum Hüseyin, her zaman alışveriş yaptığı sahaftan 1958’de basılmış bir Arsen Lüpen macerası almıştı. Okuduktan sonra kitabı bana da verdi. Hikâye heyecanlıydı ama asıl ilgimi çeken kitabın arasında bulduğum katlanmış sayfa oldu. Bir dergiden koparılmış gibi duran sayfanın iki yüzünde “Rüya Tabiri” başlıklı, aşağıdaki yazı vardı.
Okumaya devam et

01/03/2016 Posted by | Çok kısa öyküler | , , | 4 Yorum

Özgür Sözcükler Hareketi

KBretton – Woods Anlaşması 1971’de yürürlükten kalktı. Bu gelişmenin pek bilinmeyen bir sonucu olarak sözcükler dünyasındaki özgürlük özlemleri su yüzüne çıktı. Mumaileyh, Domates, Utkun, Zencefil, Çikolata, Ehemmiyet, Arda, Zimmet, Narenciye, Zatî, Hulahop, Merdiven gibi kökenleri ve kullanım sıklıkları çok farklı bir düzine sözcüğün öncü kadrosunu oluşturduğu bu özgürlük hareketi hızla genişledi ve onuncu yılını doldurmadan dernek kurma aşamasına geldi. Okumaya devam et

11/02/2016 Posted by | Çok kısa öyküler, Uncategorized | , | 2 Yorum

Müzeyyen

mkBitişik komşumuz Rasim Amca’yı, kızını bekleyemeden gömdük. Şükriye Teyze’nin yanına. Muhabbet kuşu Müzeyyen’e de ben bakmaya başladım.

Çiğdem’i gece yarısı hava alanından aldım. İlk sözü, “Tokyo’dan yirmi yedi saat önce çıktım.” oldu.

Sabah ilk iş mezarlığa gittik, üç yıl önce yaptığımız gibi. Sonra çocukken öteki kızlarla ip atladığımız sokakları dolaştık. Okumaya devam et

18/01/2016 Posted by | Çok kısa öyküler | | 5 Yorum