Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Dört mikro öykü

CCLXXX-kapak(1)

Şaman Davulu

Sibirya’da bir ormanın derinlerindeki köyden, süslemelerini beğenip satın aldığı ve davul sanarak odasının duvarına astığı nesnenin aslında bir evrengemisi olduğunu ölene kadar anlayamamıştı. Daha sonra onunla yaptığı yolculuk olmasa, bunu hiç bilemeyecekti. Okumaya devam et

Reklamlar

21/12/2015 Posted by | Mikroöyküler, Uncategorized | , | 2 Yorum

Taş Olmuşlar

Fotoğraf: Mehtap Çakır

                                          Fotoğraf: Mehtap Çakır

.

Hayır, babam değil, dedem. Beni çok sever. Her sabah öper, uyandırır. Yedirir, giydirir, sonra bu salıncaklı parka getirir. Buradaki çocukları anlamıyodum baştan. Meğer dilleri farklıymış. Dedem öyle diyor. Esmerim hem de. Ama olsun, senin de gözlerin ince uzun.

Okumaya devam et

26/12/2014 Posted by | Öyküler, Mikroöyküler | , | Yorum bırakın

Elmas Hala

Fotoğraf: Mehtap Çakır

                                                                                                               Fotoğraf: Mehtap Çakır

.

Bir gün anneannem mutfak musluğunun yanındaki taş tezgahta yanyana dizili kaşıklardan boynuna mor bir yün iplik sarılı olanı göstermiş, “Bak bu Elmas Hala’nın, onu kullanma.” demişti.

Annemin “Yavaş, düşeceksin!” diye seslenmesini duymazdan gelerek ahşap merdivenlere patır patır tırmandığım, sonra basamakları koşar adım indiğim, ardından birer birer her odaya girip çıktığım günlerde salondaki divanda, bahçeye bakan pencerenin önüne oturmuş, dışarıdaki birkaç ağaca ve üç beş çiçek tarhına bakarken, oynaşan kedi yavrularını bile dümdüz bir suratla seyrederken görürdüm Elmas Hala’yı. Üzerinde kırışıklıklar olan oval bir yüz, çenenin altında düğümlenmiş siyah tülden bir başörtüsü, ince gözler, yemek dışında nadiren açılan dudaksız bir ağız.

Divanı boş gördüğümün ertesinde mahallenin kadınları salona toplanıp kuran okudular. O gün annem bir komşuya, “İç gömleğine dikili bir torbada kefen parası bulduk.” dedi, anneannem ise başını iki yana sallayarak kendi kendine, “Helalühoş olsun.” diye mırıldandı.

Elmas Hala’nın soyadı yoktu. Belki de vardı da ben bilmiyordum ne olduğunu.

.

Caner Fidaner

19/11/2014 Posted by | Mikroöyküler | | 6 Yorum

Maden

madenYatacaksın ama uyuyamayacaksın.

Gözlerin kapanır gibi olduğunda kalbin çarparak doğrulacaksın yatağında. Korkuyla etrafına bakınacaksın. Kara adamlar tavandan gelecek, yerden bitecek. Onları kovmak için bağırmaya çalışacaksın, sesin çıkmayacak. Kurtulmak için nereye gideceğini bilemeyeceksin. Bütün pencerelerin kapıların arkasında olacaklar. Her yerde onları göreceksin.

Yüz yıl öncesinin siyah beyaz fotoğraflarından çıkıp kuşatacaklar etrafını. Sonra kulağına fısıldayacaklar: Bizi çağırmışsın. Efendim, ben mi? Evet, sen. Sen bizi çağırmışsın. 

İçlerinden biri aniden kolunu tutacak. Seni almaya geldik. Duvar kadar bir aynada kendini göreceksin: Baret, kirli fanila, rengi belirsiz bir tulum.

Seni çekecek, itekleyecek, sürükleyecekler. Tabanı delik çorapların üzerine geçirdiğin lastiklerle yere sıkıca basıp gitmemeye çalışacaksın. Yer kayacak. Karşındaki tüneli göreceksin. Geriye bakmaya çalışacaksın, izin vermeyecekler. Dibinde ışık görünmeyen karanlık geçite doğru akacaksın.

Paraların geçecek aklından hayal meyal. Sıçrayacaksın ama uyanamayacaksın.

Ölmelerine aldırmadıkların, ölsünler diye ferman verdiklerin seni alıp götürecek.

.

Caner Fidaner

14/05/2014 Posted by | Öyküler, Mikroöyküler | | 9 Yorum

Duvardaki İz

BuharliGemi“Balayına geldiğimizde de erguvanlar açmıştı, hatta sen ‘İstanbullular bu erguvanlar yüzünden burayı çok seviyor herhalde’ demiştin.” Başımı salladım, “Evet şekerim, beş yıl önceydi.”

Balık restoranlarının arkasındaki dar taşlık sokaktaydık. Buzdolabı magnetleri, yerel giysili bebekler, minik biblolar arasında yürüyorduk. Bir anda kendimizi o küçük taş dükkânın önünde bulduk. Sokak vitrini niyetine kullanılan derin pencerenin içine rastgele konmuş tepsilerdeki gümüşlü kolyelerin, taşlı yüzüklerin yeri son gördüğümüzden beri değişmemiş gibiydi. Ayaklı askıların üzerine birbirine benzeyen nazar boncuklu bileklikler, kalpli kolyeler sıralanmıştı. Okumaya devam et

21/04/2014 Posted by | Öyküler, Mikroöyküler | | 2 Yorum

Cantığın Tadı

cantikAmcaoğlumla mezarlığın alçak duvarına oturmuş torunlardan söz ediyorduk. O sırada ikram işini üstlenmiş delikanlılardan biri “Buyur abi, ayran da al.” diye elindekileri uzattı. Az önce verdikleri peçeteyle, tabak büyüklüğündeki sıcak pideyi tuttum, kıymalı harca baktım. Adı neydi bunun? Kokusu da bir isim çağrıştırmamıştı. Ama ilk ısırıkta tadını aldım, dudaklarıma bulaşan yağı minnetle yaladım, sonra amcaoğluma dönüp “Cantık” dedim. O da gülümsedi: “Evet, burada öyle derler.” Elimdeki peçete yağa batmıştı. 

İlkokulun önünde beklerdi satıcılar. Katlamalı bir tabureyi açıp üzerine parlak tenekeden koca bir silindir oturturlar, ters huni şeklindeki kapağı kaldırıp silindirin içinden çıkardıkları cantıkları yirmi beş kuruşa satarlardı. Eğer o gün gazoz içmemişsem ya da ikipişmiş denen minik lokumlardan bir küçük torba almamışsam hâlâ cebimde durmakta olan ama eve geri götürmeyi hiç istemediğim harçlığım beni orada terkeder, yerini şu anda hissettiğim keyfe bırakırdı. Öğretmenler her gün “Okulun önünde bekleyen satıcılardan bir şey almayın” deseler de ben cebimdeki kuruşları bu lezzete feda ederken hiç mi hiç suçluluk duymazdım. Okumaya devam et

01/04/2014 Posted by | Mikroöyküler | , , , | Yorum bırakın

Bir mikroöykü: Kayıtlar

KliplerKayıtları dizdim sıraya, yeniden izlemeye başladım. Görüntüler, sesler. Sağ omuzumun üzerinden o da bakıyordu ekrana, nefesini hissediyordum. Deste deste banknotlar, ayakkabı kutuları, villalar, para havuzları, sansür emirleri, kaçırılan milyon dolarlar… “Vay be” dedi, “Demek bunlar için sokaklar içinde vurdular beni?” Cevap vereyim diye başımı çevirdim, gitmişti. Görebilseydim gülümseyen yüzünü, “Öyleymiş Ali İsmail,” diyecektim, “öyleymiş”. 

Caner Fidaner

05/02/2014 Posted by | Öyküler, Mikroöyküler | 7 Yorum

Bir mikroöykü: Sipariş

<> on July 5, 2010 in Berlin, Germany.Cam kapı yavaşça açıldı, içeri giren yaşlı adam doğrudan tezgâha yöneldi ve seslendi: “Bir öykü istiyorum!” Tezgâhın arkasındaki öykü ustası, “Hay hay” diye cevap verdi, kağıtlar ve defterlerle dolu rafları göstererek, “Çeşit çeşit öykülerimiz var. Kısa, uzun, güldüren, ağlatan… Hepsi de kendi ürünümüz. Nasıl bir şey olsun?” Yaşlı adam duraksamadan, “İçinde ölüm olmasın, hatta ölümü çağrıştırmasın bile,” dedi.

Öykü ustası defterleri, dosyaları, rafları, çekmeceleri, kutuları, sandıkları, dükkanın her yerini dikkatlice gözden geçirdi. Sonunda müşterisine dönüp üzgün bir yüzle itiraf etti: “Çok özür diliyorum, istediğiniz gibi bir öykümüz kalmamış. Fakat hemen hazırlayabiliriz. Gelebilirseniz, yarın sabah elinizde olur.” Yaşlı adam “Kabul” anlamına başını salladı, bir şey demeden gitti.

Ertesi gün öykü ustası elinde yeni öyküsüyle müşterisini boşuna bekledi. Çünkü yaşlı adam o gece ölmüştü.

 

Caner Fidaner

31/10/2013 Posted by | Öyküler, Mikroöyküler | | 4 Yorum

Aşk şiiri

Open spiral notebook with pen on wooden table.En yoğun aşk şiirleri yarışmasına katılmaya karar verdiğimde başımdan (ikisi platonik, beşi çok şiddetli olmak üzere) on iki aşk geçmiş, her seferinde sayfalarca şiir yazdıktan sonra artık şair olduğuma inanmaya başlamıştım. En yoğun aşk şiirini kaleme alabilmek için sayısız taslak hazırlayıp hepsini sildim ve sonunda nokta işaretinden ibaret bir şiirle yarışmaya katıldım. Kazanacağımdan emindim, fakat ancak dördüncü olabildim. Üçüncü olan şiir bir virgül işaretiydi, ikinciliği ünlem işareti aldı. Birinciliği ise soru işaretine verdiler.

.

Meraklısına not: Bu öykü Kalem Kutusu (2014) adlı kitabımda yer almıştır.

27/10/2013 Posted by | Öyküler, Mikroöyküler | , | 2 Yorum