Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Rilke Ronda’da

HotelReinaVictoria-BahcedekiRilkeAniti-60X96

Ronda, Hotel Reina Victoria’nın bahçesindeki Rilke anıtı

Ronda’dan, daha doğrusu Endülüs’ten eve döner dönmez kütüphaneme koştum. Rafları aceleyle taradım, otuz iki yıl önce alıp okuduğum, boş yerlerine desenler çizdiğimi hayal meyal hatırladığım Duino Ağıtları’nı buldum. Evet, Ronda’dan manzaralar çizmiştim aralara, ama bu nasıl olmuştu? O zamanlar bu kasabayı görmemiştim ki? En ayrıntılı desen son sayfadaydı: Çok, ama çok derin bir vadinin iki yakası. Sağ yakanın tepesinde bir adam rüzgâra karşı ayakta duruyor, koltuğunun altında bir kitap var. Belli ki o derin vadi ‘Ronda yarığı’ denen yer, kitaplı adam ise birkaç gün önce heykelinin fotoğrafını çektiğim Rilke idi. Okumaya devam et

08/09/2014 Posted by | Yol Masalları, Şiirler/Şairler | , , , , , | 6 Yorum

Çiçek Bahçesi Kordoba

Mezkita'dan bir köşe

Mezkita’dan bir köşe

“Bilirim de yolları, varamam Kordoba’ya.” Artık bu şehrin adı bana Zülfü Livaneli’nin müziği ile Lorca’nın şiirinden başka şeyler de çağrıştırıyor, örneğin Mezkita adlı o muhteşem katedral-cami, örneğin her yanından çiçekler taşan beyaz evler.
Endülüs’teyiz, İspanya’nın Andalusia eyaletinde yani. Kiralık arabamızla Sevilla’dan yola çıkmışız, mütevazı tepelerle süslü geniş ovalardan geçerek Kordoba’ya gidiyoruz. Okumaya devam et

06/10/2013 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Bir Öpüşte Viyana

Öpüş (Der Kuss, Klimt – 1918)

Kargoyla Gustav Klimt’in Öpüş tablosu geldiğinde sevinmiş ve yaş günü sürprizinin o reprodüksiyon olduğunu düşünmüştün, oysa benim bambaşka bir planım vardı. Tablodaki yaygının aynısından bulmuş, daha dünden odanın ortasına sermiştim. Sabah erkenden seni uyandırdım, Öpüş’ün tam karşısına geçtik, çiçekli yaygının üstünde tablodaki figürler gibi dizüstü durduk. Çiçekli tacı senin başına, yapraklı tacı kendi başıma yerleştirdim. Sonra sana sarıldım, pozumuzu ayarladım, resimdeki gibi seni yanağından öperken kulağına fısıldadım: “Gözlerini kapat ve tabloyu düşün, ben de öyle yapıyorum.” Az sonra kalplerimiz çarpmaya başladı, ikimizi birden bir serinlik bulutu sardı, ardından yumuşak bir yere indiğimizi hissettik. “Tamam, aç gözlerini” dedim. Baktık, karşımızda yine Öpüş vardı, fakat 180X180 cm’lik özgün tabloydu bu, kırmızı bir duvarın üzerindeydi. Başarmıştık. Yukarı Belvedere Sarayı’nın Klimt salonunda, yani Viyana’daydık. Etrafına baktın, gözlerin parladı, “Gerçek sürpriz buymuş!” deyip beni tekrar öptün. Okumaya devam et

21/08/2012 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Sakız’da Homeros’la buluşma

Sakız’ın en önemli manastırı Nea Moni’den bir görüntü

Yazmayı çok sevdiğim halde epeydir elim tutulmuştu adeta, başladığım yazılar bitmiyordu. Bilgisayarımı her açışta birkaç satırlık taslaklar bana haince göz kırpıyor, bu yüzden duyduğum sıkıntı günden güne artıyordu. Ta ki Homeros bir gece bana görünene kadar. ‘İlyada’, ‘Odyssea’ gibi devasa metinlerin babası olan üstat bir gece rüyama girdi. Rüyamda, ikimiz Sakız Adası’nda bir kayada oturuyorduk. Gözleri görmeyen Homeros bir elinde lirini tutuyordu, öbür elini omuzuma atmıştı, birlikte karşı kıyıdaki Eritrai’ye, yani Ildırı’ya bakıyorduk. Üstat tam eğilip kulağıma bir şey söyleyecekken uyandım. İlk yaptığım şey sana rüyamı anlatmak oldu, arkasından hemen Sakız Adası’na bir yolculuk ayarladık. İyi de, Sakız koca bir ada, Homeros’u onlarca köyden hangisinde bulacağız? Sana rica ettim, gözünü kapatıp elindeki kalemi haritanın üzerine gezdirdin, rastgele bir yere koydun, kalacağımız köyü seçtik: Vrondatos. 

Sabah Çeşme’den feribota bindik, bir saatte Sakız’a vardık. Okumaya devam et

17/07/2012 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , , | 12 Yorum

Re, Salzburg’da Bir Dere

Yukarı Salzburg Kalesi’nden Salzburga bakış

Kiraladığımız arabayla Viyana’dan Salzburg’a doğru yola çıkmıştık. Avusturya’nın eşsiz doğasını görebilelim diye otoyoldan değil, yan yoldan gidiyorduk. Çevremizde göz alabildiğine yeşillikler, yumuşak eğimli tepeler, geniş kıvrımlı akarsular, aralara serpiştirilmiş kutu kutu köyler vardı. Salzburg’a epey yaklaşmıştık ki, gözümüz yakınlardaki bir gölün manzarasına takıldı. Arabamız bir mıknatısın çekim alanına girmiş gibi anayoldan ayrıldı, bir süre sonra kendimizi Mondsee (yani “Ay gölü”) kasabasının içinde bulduk. Okumaya devam et

31/01/2012 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , | 4 Yorum

Lahor’un nar çiçeği: Anarkali

 

Anarkali (Abdur Rahman Chughtai, 1899-1975)

Doha havaalanında aktarma bekleyerek geçmiş gecenin sabahında uçağımıza binmiştik. Yorgundum ama gülümseyen hosteslerin günaydınları ve nar çiçeği giysileriyle rahatlamıştım. Pakistan’ın Karaçi’den sonra ikinci en kalabalık şehrine, Lahor’a gidiyordum. Gittiğim şehirle ilgili, nüfusunun 10 milyonu geçtiği dışında bir bilgim yoktu. Narçiçeği giysili hosteslerden birine Lahor’da nereleri görmemi önerdiğini sordum. Hostes, “Başka yerleri bilemem ama Anarkali çarşısına mutlaka zaman ayırmalısınız. Anar, ‘nar’ demek, anarkali ise ‘nar çiçeği’ anlamına geliyor” dedi, sonra da -o anda nereden buldu, bilmem- Lahor’u tanıtan bir kitapçık tutuşturdu elime. Bir an “Nar çiçeği? Sanki çarşının değil, bir şiirin adı” diye düşündüm, ardından kitapçığa göz gezdirdim. Okumaya devam et

02/11/2011 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Samos ve Su Perisi

Potami plaji, Karlovasi - Samos

Bana yardım eder misiniz? Kırmızı kaplı, köşeleri yıpranmış eski bir defteri arıyorum, ilkokul harita metot defterimi. İçinde kendi çizdiğim Ege haritası olacak.

Seferihisar‘ın iskelesi Sığacık‘tan Samos adasına giden teknenin güvertesindeydik. Kalkışımız gecikmişti ama keyfimiz yerindeydi, çünkü Seferihisar Belediyesinin depremde yetim kalmış Japon çocuklar grubu için düzenlediği tura biz de eklenebilmiştik. Osmanlı döneminde Susam ya da Sisam diye anılmış bu adaya, Anadoludan yalnızca bir mil uzak olduğu halde henüz ayak basmamıştık. Okumaya devam et

27/09/2011 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Rodos Afroditi

Rodos Afroditi

Sen henüz uyuyordun, nasıl olduysa ben senden önce kalkmıştım. Aklımda, geçenlerde hafta sonu tatilinde gittiğimiz Rodos adası vardı, Marmaristen kolayca ulaşmıştık adaya. Çağımızda şöyle soruluyor: “Rodos neresi?” Cevabı şöyle: “Güney Egede büyük, turistik bir ada, ‘on iki adalar’ denen grup içinde hem en büyük, hem de Anadolu’ya en yakın olanı”. Bu tanımda Rodos’a ilişkin ne var? Hiçbir şey! İlkçağda ise şöyle sorulurmuş: “Kimdir bu Rodos, kimlerdendir?” Kadim yazarlar da yanıtlarmış: “Rodos, Poseidon ile Amfititre‘nin kızıdır, büyüdüğünde güneş tanrısı Helios ile evlenmiştir”. Poseidon kim? Denizlerin tanrısı, özellikle açık sulardaki rüzgarlar, fırtınalar ondan soruluyor. Karısı Amfititre ise deniz tanrıçası, onun egemenlik alanı da denizdeki yaşam, deniz canlıları. Demek ki bizim Rodos ana tarafından da, baba tarafından da denizin kızı oluyor. Helios’un karısı olmasında da büyük isabet var, her yanından yaşam enerjisi taşan bu adayı görenler anlar ne demek istediğimi. Demek ki asri zamanların bilgiçliği ile böbürlenmenin hiç yeri yok, ilkçağın masalları bugünün içi boş tanımlamalarından çok daha bilgi vericiymiş. Ha, bir şey daha var, ilkçağda dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve limanı koruyan 32 metre boyundaki Rodos Anıtı da Helios’un heykeli imiş. Okumaya devam et

02/09/2011 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , | 4 Yorum

Lyon’da Bir Tepe

Notre Dame Bazilikası, Fourvière tepesi - Lyon

Lyon‘u seviyorum, çünkü burası Küçük Prens‘in şehri. Antoine de Saint Exupéry‘nin adını taşıyan havaalanından başlayarak birçok yerde o sevimli oğlan çocuğu ile onun pilot yazarı karşıma çıkıyor, örneğin bir apartmanın iki cephesine çizilmiş unutulmaz duvar resmi “Lyonlular freski”nde, sonra Bellecour meydanı’ndaki heykelde. Ama bugün şehrin bir başka köşesinde, Eski Lyon‘dayım. İstanbul’daki Tünel dışında bir “füniküler”e hayatımda ilk kez bineceğim, yukardan çekilerek dik bir tepeye tırmanan raylı taşıta böyle diyorlar. İşte, dünyanın çalışır durumdaki en eski fünikülerine atlıyorum. Az sonra şehrin en yüksek yerine, Fourvière tepesine ulaşıyorum. Okumaya devam et

09/08/2011 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Feribottan Midilli

Feribottan Midilli

Güvertede bir başımaydım. Geceyarısını karşılamak üzere, dolunayın gümüş rengine boyadığı banklardan birisine oturmuştum. Midilli adası arkamda kalıyor, önümde siyah bir deniz uzanıyordu. Arkama baktım, Mitilini kasabasını bir kez daha seyrettim. Feribotun penceresinden görünen masa bana birkaç saat önceki buruk keyfi hatırlattı. O masada kırk yılın ardından buluştuğum arkadaşım ile karısı, ben, bir de sen, dördümüz mütevazı bir sofra kurmuş, uzo içip bir şeyler yemiştik. Sonra arkadaşım eşiyle teknesine dönmüş, sen de otele gitmiştin, ayırttığımız odada tek başına yatmak üzere. Ben burada kalmak zorundaydım, çünkü akşamüstü feribottan inip adaya geçmek istediğimizde gümrükteki polis beni bırakmamıştı. Pasaportuma bakmış, damgalardan birindeki dört harfi, K, K, T ve C harflerini göstermiş, “Problem!” demiş, beni ülkesinin sınırından içeri beni almayacağını kibar, fakat kararlı bir şekilde anlatmıştı. Geceyi, geldiğim feribotta -bir çeşit mahpus olarak- geçirip sabah seferiyle ülkeme dönecektim. Okumaya devam et

26/07/2011 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın