Caner Fidaner'den

Dillerin ayırdığını, sözcükler birleştirir

Homeros’un Kayası

daskalo-petraDaskalopetra’dayım, yani “Hocanın kayası”nda. Homeros Sakız’dayken derslerini burada verirmiş, kucağında liriyle.

Ben onu görüyorum, o beni göremiyor. Ama belli ki hissediyor.

Kilo vermişsin.

Gelecek sefere daha da vermiş olacağım. Sana ilk gelişimden bu yana kalemim bayağı açıldı, sağ ol. Fakat yakında başka yazar adayları da burayı keşfedecek, birçok ziyaretçin olacak. Hepsine aynı cömertliği gösterirsen yandık.

Başını iki yana sallıyor, kıskanç olma, öteki hocalarını da unutma.

Ya okurlar?

Boş ver onları, peşlerine düşme; iyi bir şey yazarsan seni bulurlar.

Ustam bana bir şey ver, yanımda götüreyim. Uğurum olsun. 

Verdim ya.

Sonra omuzumu tıpışlıyor, bak aşağıda bir kafe var, git denize karşı soğuk bir şey iç de kendine gel.

İçiyorum. Uzaktan Ildırı kıyılarını seyrederken kendime geliyorum.

.

Caner Fidaner

13/06/2015 Posted by | Çok kısa öyküler | , , | Yorum bırakın

Sakız’da Homeros’la buluşma

Sakız’ın en önemli manastırı Nea Moni’den bir görüntü

Yazmayı çok sevdiğim halde epeydir elim tutulmuştu adeta, başladığım yazılar bitmiyordu. Bilgisayarımı her açışta birkaç satırlık taslaklar bana haince göz kırpıyor, bu yüzden duyduğum sıkıntı günden güne artıyordu. Ta ki Homeros bir gece bana görünene kadar. ‘İlyada’, ‘Odyssea’ gibi devasa metinlerin babası olan üstat bir gece rüyama girdi. Rüyamda, ikimiz Sakız Adası’nda bir kayada oturuyorduk. Gözleri görmeyen Homeros bir elinde lirini tutuyordu, öbür elini omuzuma atmıştı, birlikte karşı kıyıdaki Eritrai’ye, yani Ildırı’ya bakıyorduk. Üstat tam eğilip kulağıma bir şey söyleyecekken uyandım. İlk yaptığım şey sana rüyamı anlatmak oldu, arkasından hemen Sakız Adası’na bir yolculuk ayarladık. İyi de, Sakız koca bir ada, Homeros’u onlarca köyden hangisinde bulacağız? Sana rica ettim, gözünü kapatıp elindeki kalemi haritanın üzerine gezdirdin, rastgele bir yere koydun, kalacağımız köyü seçtik: Vrondatos. 

Sabah Çeşme’den feribota bindik, bir saatte Sakız’a vardık. Okumaya devam et

17/07/2012 Posted by | Yol Masalları | , , , , , , , , , , , , , , , , | 12 Yorum

Sakız mı, ciklet mi?

Çocukluğumda merak ettiğim şeylerden biriydi, şu çiğnediğimiz şeyin adı “ciklet” mi, “çiklet” mi? Yoksa “jiklet” mi? Bugün bakıyorum, Türk Dil Kurumu ciklet denmesini öneriyor. Tamam öyle diyelim, ama acaba bu garip isim nereden geliyor?

Şöyle yüz yıl kadar geriye gidip bakıyoruz, Amerika Birleşik Devletlerinde bir firma parlak renklerde drajeler halinde, kokulu sakız imal etmeye başlıyor, hatta ilk ekledikleri de nane kokusu oluyor. Bu kokulu sakıza Chiclets diye ticari bir isim koyuyorlar. Sonra bu buluş bütün dünyaya yayılıyor, yirminci yüzyılın ortalarında Türkiyede de yaygınlaşıyor, öyle ki, markanın özel adı, Türkçede “kokulu sakız” anlamına gelen bir cins isim haline geliyor. Sadece Türkiye’de de değil, Yunanistan, İtalya, Belçika, Brezilya gibi başka ülkelerde de bu marka sakız anlamına gelmeye başlıyor.

Fakat ciklet sözcüğünün tarihçesi bu markadan çok daha eski. Meksikadaki yerli dillerden biri Nahuatl adını taşır. Zamanında İspanyollar buraları işgal etmişler, kendilerinin kültürünün “ileri” olduğunu iddia edip bu topraklara kendi dinlerini yerleştirmişler, hatta bu arada yerlilere onca zulüm, onca kıyım yapmışlar, fakat bir yandan da Amerika yerlilerinden kimi sözcükler almışlar, oralarda görüp tanıdıkları nesnelerin adları imiş bu sözcükler. İşte, Meksika bitkisi sapodilla özütünden elde edilen sakıza da Nahuatl dilinde çikl deniyormuş. Bu sözcük İspanyolca aracılığıyla İngilizce’ye de geçmiş ve bir küçültme ekiyle çiklet haline gelmiş. Nahuatl dilinden buralara kadar ulaşmış, gündelik Türkçede kullandığımız başka sözcükler de var; örneğin domates, avokado, çukulata…

Yeni dünya sakızı bilir de, eski dünya bilmez mi? Orta doğuda da özel bir ağacın reçinesi çiğneniyormuş eski çağlarda, o ağaca biz sakız adını vermişiz, Yunanca konuşanlar da mastik demişler. Türkçedeki sakız sözcüğünün kökünde “yüzeyden kabarık durmak” gibi bir anlamı olan sak sözcüğü var, kene demek olan sakırga ile hayvanın derisinde yaralar halinde görülen sakağı (ruam) hastalığının adı da aynı kökten. Bunlara benzer bir sözcük olan sakız ise “ağacın kabuğunda biriken reçine”nin adı olmuş. Yunancadaki mastik sözcüğü ise, ön-Hint Avrupa dilinde doğrudan doğruya “çiğneme” anlamına geliyor.

Görüyorsunuz, kavimler gelip geçiyor, devletler kurulup yıkılıyor, hatta diller unutuluyor, ama eski sözcükler kıt’alar aşıyor, kıyafet değiştiriyor ve yaşamaya devam ediyor.

Caner Fidaner

06/03/2010 Posted by | Dil Meselleri | , , , , , , | Yorum bırakın